Anadolu coğrafyası asırlardır nice ozanlar, nice nefesler ağırladı. Ancak Kırşehir’in Kırtıllar köyünden çıkan, bozkırın keskin ayazıyla kavrulup çilesiyle yoğrulan Neşet Ertaş’ın yeri hep bambaşka kaldı. Vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, bu toprağın insanı onun adını andığında hâlâ ceketinin düğmesini ilikliyor, gözleri buğulanıyor…
Popüler kültürün sahte parıltılarını, milyon liralık sahneleri ve lüks villaları elinin tersiyle iten bu büyük ustayı biz neden bu kadar çok sevdik?
Bu topraklarda “gönül” kelimesini sekiz farklı tonda, sekiz farklı derinlikte telaffuz edebilen tek bir insan vardı…
Bugün lüks plazalarda, korunaklı sitelerde yaşayan sanatçıların aksine, o kendini hiçbir zaman yukarılarda görmedi. UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” ilan edildiğinde de, babası Muharrem Ertaş’ın dizinin dibinde düğünlerde çalıp söylerken de hep aynı GARİP Neşet Ertaş’tı… Konserlerinde ceketini çıkarmak için bile dinleyicisinden izin isteyecek kadar kibar, “Ayağınızın turabı, toprağı olayım” diyecek kadar derin bir tevazu sahibiydi…
Süleyman Demirel döneminde kendisine teklif edilen “Devlet Sanatçısı” unvanını hiç düşünmeden geri çevirirken, aslında gerçek sanatçının kim olduğununun dersini verdi…
”Hepimiz bu devletin vatandaşıyız, bu memleketin sanatçısıyız. Ben halkın sanatçısıyım, bu bana yeter.”sözleri onu anlamamıza yetti…
Gariplik, yetimlik ve gurbet onun ruhuna öyle işlemişti ki, en kıvrak, en oynak havalarında bile derinden gelen bir hüzün sızardı içimize. Sıfır kurgu, sıfır hile… Hiç kasmadan, öylesine…
Bugün sosyologların, akademisyenlerin üzerinde paneller düzenlediği, kitaplar yazdığı toplumsal meselelere ve kadın haklarına, usta yıllar öncesinden tek bir cümleyle noktayı koymuştu:
“Kadınlar insandır, biz insanoğlu.”
Onun türkülerinde kadın; anaydı, yârdı, emekti ve baştacıydı…
300’den fazla resmi eseri, bağlama çalma tekniği, o kendine has “tavrı” bugün konservatuvarlarda doktora tezlerine konu oluyor. Dünyanın en iyi müzisyenlerinin bile hayranlıkla incelediği o tını, en bilindik türküleri bile bambaşka bir boyuta taşıyor…
“Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez” derken o kadar haklıydı ki… Kendi içindeki o dinmeyen sızıyı, sazının teliyle alır, getirir tam bizim kalbimize bağlardı…
“Mühür Gözlüm” efsane olmasına yeterken, tutup “Zülüf Dökülmüş Yüze”yi söyleyen; “Evvelim Sen Oldun” ile içimizi yakıp ardından “Niye Çattın Kaşlarını” ile bizi teselli eden bir dehadan bahsediyoruz.
Biz Neşet Ertaş’ı sadece eşsiz bir müzisyen olduğu yada sayısız eserler bıraktığı için değil; bize insanlığımızı, kibirlenmemeyi ve en önemlisi “garip” kalabilmenin asaletini hatırlattığı için çok sevdik.
Ruhu şad, mekânı yine gönüller olsun…


YARIN KIRŞEHİR’DE 2 BİN 559 ÖĞRENCİ LGS’YE GİRECEK
MÜCAHİTLERDEN MAKAM SAHİPLERİNE UZANAN HİKÂYE
KIRŞEHİR’DE YASA DIŞI BAHİS SİTELERİNE ERİŞİM ENGELİ
KIRŞEHİR’DE ADALET CAMİSİ İBADETE AÇILDI
AGD YAZ ETKİNLİKLERİNDE KAYITLAR BAŞLADI
KIRŞEHİR’DE 4 YENİ SU KUYUSU AÇILACAK
KIRŞEHİR’E 83 MİLYON TL’LİK KÖYDES DESTEĞİ